Terapiye Yatırım Yapan Hiç Kimse Kaybetmez

Terapiye Yatırım Yapan Hiç Kimse Kaybetmez

Terapiye Yatırım Yapan Hiç Kimse Kaybetmez

 

Neden kaybetmez? Çünkü kişi hayata yatıracağı enerjiyi ruhsal gerginliğine yatırıyorsa hayatla sevişmiyor zaten savaşıyordur. Hayatı zor yaşayarak bedenini ve ruhunu kötüye kullanmaktadır. Kötü alışkanlıklar kendini iyi hissetmek ve avutmak için kullanılır. Ölüm ve hastalıklar kişiye daha yakın olacaktır.

Mesela kişi evliliğini bir kadın olarak değil de sadece bir anne olarak yaşıyorsa evlatları ile de bağlılık-bağımlılık ilişkisine girecektir. Evladı başka bir şehirdeki üniversiteyi kazanmış olsa dahi gönderemeyecek veya evladı annesini bırakıp şehir dışına gidebilecek gücü kendinde hissetmeyecektir. Bir sürü emek boşa gidecek belki kızı İstanbul da bir üniversite kazanamayacağı için tahsil hayatı bitecektir. Başka bir örnek daha verelim. Evlilikleri sorunlu giden insanlar bir evlilik terapisine gitmeden evliliklerini sonlandırırlarsa veya hayatlarına başkalarını alarak kördüğüme neden olurlarsa bunun bedelini kendileri ödemezler mi? Çünkü hiçbir evlilik sıradan olmamaktadır. Bir evliliğin  oluşumu için ne kadar çok emek verilmektedir. Evlatlar ne kadar zor ve meşakkatli yetişmektedir.  Bu evlilik biterse diğerinin bitmeyeceği ne malum?. Bir ihtimal bile olsa, o zaman terapiyle tamir olan bir evlilik kişi için daha az travmatik ve daha fazla ekonomik olmaz mı?

Sonuç olarak ruhsal gerginlilerimizden terapi ile arınmak bizi hayatı kolay yaşamaya ve zevk almaya çekecek, kendiliğinden mutlu olmanın yollarını keşfetmemize neden olacaktır.

Terapi var mıdır? Ben zaten herkese her şeyimi anlatıyorsam bir başkasına (terapiste) anlatmamın ne faydası olacak?

Arkadaşlar terapi vardır ve gerçektir. Belki de bu sistemi bize kazandıran Freud insanlığa en büyük hizmeti getirmiş müthiş bir kaşifdir. İnsanlarda kendi kendilerini tedavi edebilirler, kendi doktorun olacaksın filan. Doğrudur ama yaranın derinliği ile bağlantılıdır. Kol kırılırsa doktor gerekir, kendiliğinden iyileşmez, ama çizilirse kendiliğinden iyileşir, derin kesilirse iz bırakır. Biz herkesin bize gelmesini istemiyoruz, sadece ruhsal enerjisini hayata yatıramayıp hastalığa yatıran, hep aynı yanlışları yapıp ben nerde hata yaptım diyen, garip anlamsız takıntılarla kendini yiyip bitiren mutsuz, kaygılı, takıntılı olan ama hayatı daha pozitif yaşamak isteyen insanların bize gelmesini istiyoruz.

Terapide esas olan kişileri kendi orjinallikleri içinde tamir etmektir. Yani kişilere tavsiyelerde bulunarak herkesi kendi inandığımız gibi yaşamaya zorlamak terapi değildir. Terapi bizim anlayışımıza göre insanların konuşmasına fırsat vererek onları anlamak ve kişinin de farkında olmadığı kendi iç dünyasını ve zorluklarını  anlamasın da yanında olmaktır. Terapi de kişi internetten bir resim indirirken parça parça indiği için bunu çözümleyemeyebilir, o zaman terapistle beraber anlamlandırır. Kişi önyargısız ve tarafsız olarak dinlenir, yanında durulur, çok güçlü ve tam bir oterite figürü olarak değil. Kişinin her şey hakkında konuşma hakkı vardır, terapisti hakkında bile.

Terapi anlatılmaz yaşanır. Seans sonrası bir başkası danışana ne konuştunuz diye sorsa o tam bir cevap veremez. Çünkü danışan kurgu yapmadan ve aklına ne gelirse anlatır. Kişinin içindeki iyileşme iradesi ve sağduyusu terapistin kılavuzluğunda onu ruhsal hasarlarından arındırır. Tedavide esas motor güç kişinin aklına ne gelirse sansürsüz bir şekilde konuşmasıdır.

 

Ruhsal gerginliklerimiz bize faydalıdır aslında. Korkmamıza lüzum yok, zaten var ve yaşıyoruz. Çünkü ruhumuzda bir sorun olduğunu bize gösteren yanıp sönen bir ikaz lambası gibidir. O mesajı alıp gereğini yapabilen kişi takdire şayandır. Çünkü aslında bizler atalarımızın ruhsal gerginliklerini veya onun yansımalarını yaşıyoruz.

Eşitsiz hayat bizi otoban gibi farklı yollara sokuyor ve hangi sapaktan çıkacağımızı kestiremiyoruz. Bakıyoruz ki babalar gibi bir ruhsal gerginliğimiz var. Yok alınganız, çabuk sinirleniyoruz veyahut güvenimiz insanlara karşı sarsılınca panik atak yaşıyoruz ve bedenimizden şüphelenmeye başlıyoruz; kanser mi acaba?

İşte terapi ile ve her tarz terapi ile de değil özellikle dinamik yönelimli terapi ile bu zorluklarımızı yenip hayatı kendiliğinden mutlu olarak yaşamanın yollarını keşfedebiliyoruz.

 

 

İlaçlar arabaya konulan benzin gibidir.

Benzin bitince nasıl yolda kalınıyor ise ilaçlar bitince de kişinin ruhsal hastalığı da tekrarlama eğilimine girer. İlaç tedavisi en az 3 ay sürer, ama ömür boyu kullanmak zorunda kalan hastaların sayısı da epey fazladır. İlaçlar başlanır bırakılır ve de düzenli kullanılmazsa kişide ilaca karşı direnç gelişir. İlaç tedavisi gitarın tellerini akort etmeye benzer, hastanın her gelişinde ne kadar etki, yan etki yaptığına göre dozlar ayarlanıp başka seçenekler tekrar düşünülür. İlaçlar dereyi geçerken giyilecek çizme gibidir. Sonuç da ilaç insana faydalı olan şeydir.İlaç gibi geldi filan da deriz ya.

Sadece ilaçla yapılan bir tedavi yeterli bir tedavi değildir ama bir seçenektir. Eğer kişi doktor bey bu benim hayatım, gelmişim geçmişimle uğraşma ve sadece benim belirtilerimi gider, kafama takmayım, hayattan zevk alıp sinirlenmeyim diyor sa  onu da ilaçlar sayesinde becerebiliyoruz. Ama ilaç yani benzin bitince kişi yeterince sürede (en az 2 yıl) kullanmamışsa ve terapi desteği de almamışsa hastalıkta nüks-yineleme yüksek oranda görülebilecektir.

Psikiyatr Dr. Orhan Çelik

 

Yorumlar kapalı