Sorunların Çözümünde Dipnotlar

Sorunların Çözümünde Dipnotlar

Sorunlardan oluşan bir hayat formatında yaşıyoruz. Nasıl araba binlerce cıvatadan oluşmuşsa hayatta öyle binlerce sorunun çözümü ile gelişir. Hayatta elde ettiğimiz yer belki de bu sorunları nasıl çözdüğümüzle alakalıdır.

Olumsuz düşünen insanlar soruna neden oldukları için kendilerini suçlarlar. Sorunu başarı ile çözemeyeceklerini düşünerek zararlı sonuçları abartırlar ve başkalarının çözmesini beklerler. Oysa sorunlar çözülmek için vardır.

Sorunlar olağan, sıradan, ve yaşamın kaçınılmaz olaylarıdır. Sorunların bizim eksikliğimizden kaynaklanması zorunlu değildir. Sorunlar çevresel koşullardan ya da gelip geçici kişisel etkenlerden(deneyimsizlik gibi) kaynaklanırlar. Herhangi bir sorun, kişisel eksikliklerden ya da yetersizliklerden kaynaklandığında yalnızca bir insan olduğumuzu ve yetkin olmak zorunda olmadığımızı düşünmeliyiz.

Sorunlar öncelikle kaçınılması gereken göz korkutucu bir durum değil; kendimizi geliştirmek için bir uğraş vereceğimiz bir durum ya da fırsattır.

Başaramamak korkunç bir şey değildir. Bu bir düzeltici öğrenme yaşantısı olarak kullanılabilir. Bir sorunu çözmemeye kalkışmak yerine uğraşıp başaramamak daha iyi ve öğreticidir. Her sorunun bir çözümü vardır. Sorunlar çözülmek içindir. Zaten bu yaşımıza kadar binlercesini çözerek buralara geldik. Gel gel bakalım, geleceğin varsa bende buradayım ve elimden geleni yapacağım demek ruhsal sağlamlıktır.

Öncelikle sorunun üstesinden gelebileceğimize ve çözümüne inanmalıyız. Tabi ki sorun çözmek zaman alır, iyi sonuçlar kolay elde edilmez, çaba gerektirir. Zannetmeyin ki refah içinde yaşayan insanlar analarından doğar doğmaz böyle değillerdi. Çalıştılar, uğraştılar, önlerine çıkan sorunları teker teker çözerek bu hale geldiler.

En iyi sorun çözücüler bile düşünmeye zaman ayırırlar. Yine de yapabileceklerinin en iyisini yaptıktan sonra başaramazlarsa ya sorunun bu haliyle çözülemez olduğunu veya yeni bir yöntem veya bir başkasının desteğine ihtiyaç olduğunu bilirler.

Sonuç olarak kendimize güven azlığı, ya da eksikliği, olumsuz düşünme ve duygusal tepkiler gösterme sorunun çözümü önünde engellerdir. Kimi zaman güven azlığı ya da umutsuzluk tünelin sonundaki ışığı görmemizi engeller. Yani kişinin kendine karşı önyargısı sorunu çözmenin önünde en büyük engeldir.

Kimi zaman insanlar çok bunalınca sorun çözüldüğünde yaşayacakları olumlu olası sonuçlar yerine sorunun yarattığı olumsuz duygulara daha çok odaklanırlar.

Hepimiz kafamızda kendi yarattığımız düşünce kalıplarına göre düşünürüz. Bunlar öteden beri kendi kendimize söyleye geldiğimiz, her yeni durumda doğruluğunu sınamadığımız hiç tartmadan hep geçerli olduğunu düşündüğümüz düşüncelerdir. Bunların önemli bir kesiminin farkında bile değilizdir. Kendimizden, karşımızdan veya dış dünyadan olmadık bir takım beklentilerimiz olur ve karşılanmayınca mutsuz oluruz.

Bizi kaygılandıran, mutsuzluğa uğratan ya da öfkelendiren olaylar değildir. Bu olaylarla alakalı olarak kendi kendimize ne söylediğimiz belirli bir takım duygulara yol açar. Yani olaylar değil, o olaylara bizim bakış açımız sorunlara yol açar. Olayları değişik yorumlamayı seçersek ya da olaylarla ilgili olarak değişik bir takım düşünceler içine girersek daha değişik duygular yaşamaya başlarız.

Hiçbir şey eksiksiz ve çok mükemmel değildir. Sorunlar yaşamın olağan parçasıdırlar ve ne denli zorlarsak zorlayalım bütün dünyayı denetim altında tutamayız. Her şey olduğunda değişik olsaydı demek büyüsel bir beklenti içine girmek demektir. Her şey her nasıl olduysa öyle olmuştur ve öyle olması için kendi içinde bir takım nedenleri vardır. İstenmedik durumlar hayat var oldukça her zaman karşımıza çıkacaktır ve yaşam her zaman adil değildir. Hayatın rengi toz pembe değil gridir. Bu gerçeği kabul etmek amaçlarımıza odaklanmamızı ve kimi zaman yenik düşmemize karşın yolumuzda ilerlememizi sağlar. Hiçbir şeyi zorlamazsanız sonuçta bir şey elde edemezsiniz. Sorunlar olacaktır, önemli olan bu sorunlar karşısında yılgınlığa düşmemektir. Rüzgarı yönlendiremeyiz gücümüzü abartmayalım ama yelkenimizi istediğimiz tarafa çevirebiliriz. Hayatı da bu arada çok fazla ciddi yaşamamak önemli olanın elimizden geleni yapmak olduğunu bilmeliyiz.

Bütün insanlar yanlış yapabilirler. Yanılgılarımızı ve yanlışlarımızı bir öğrenme yaşantısı olarak görürsek bunlardan çıkardığımız tecrübeleri geleceğe dönük bir kazanım olarak görürsek, yılgınlığa düşmeden yolumuzda ilerleyebiliriz. İnsanlar zorluklar karşısında kendilerini geliştirebilirler, bizi yıkamayan zorluklar bizi güçlendirir.

Olumsuz düşünmek insanın birazda kendi seçimidir. Bir yakınını kaybeden biri ağıt yakmak yerine o kişiyle yıllarca geçirdiği güzel günleri anımsayarak ve böyle bir insanla bir geçmişinin rast gelmesinin şansını fark ederek mutlu da olabilir. Karşımızdakini suçlamaya başlamadan ve haksızlığa uğradığımızı düşünmeden önce bu sorunda kendi payımız ve sorumluluğumuz yok mudur acaba?

Önemli olan sorunu görmektir. İyi tanımlanmış bir sorun çözümü görmeye de yardımcı olur. Sorunlarla yüzleşmek gerekir. Duygularımız çoğunlukla düşüncelerimizi etkiler. İnsanlar yalnızca olumsuz düşüncelerini sürdürmelerini sağlayan seçeneklere körü körüne bağlı kalabilirler. Bir çözüm yolu belirleyip eyleme geçmek bir takım olumsuz sonuçlar doğurabilir. Ancak eyleme geçmemenin olası kötü sonuçları büyük bir olasılıkla daha çok olacaktır. Yani hayat korkakların yeri değildir. Hayatı yaşarken yeterince riske girebilmek iyidir.

 

                                                                              Psikiyatr&psikoterapist Dr. Orhan Çelik

Yorumlar kapalı