Hiv Pozitif Olmanın İnsan Psikolojisine Yansımaları

Hiv Pozitif Olmanın İnsan Psikolojisine Yansımaları

Hiv Pozitif Olmanın İnsan Psikolojisine Yansımaları

 

Hiv pozitif olduğunun anlaşılması, durumla alakalı bilgi eksikliğinden ve mevcut tıbbi ilerlemelerin farkında olunmamasından dolayı hastayı ve ailesini bir çok psikolojik açmazla karşı karşıya bırakır. Bu açmazlar çözülmediğinde huzursuzluğa ve psikiyatrik bozukluklara yol açacaktır. Hıv/aids, eğer erken dönemde yakalanırsa öldürücü bir hastalık olmaktan çıkıp süreğen bir hastalık haline dönmüştür.

Kişi için bu durum bir krizdir. Basit doğal bir sıkıntıdan, kayıp yas tepkisine, narsistik bütünlüğün tehdit edildiği algısına dek tepkiler oluşturur. Hıv pozitif olmak kişiye, topluma, yaşa, kültüre hastalığın nasıl algılandığına, hastalığın ima ettiği güçlüklere bağlı olarak kişinin denge ve uyumunu bozar, krize neden olur. Kişinin olaylar karşısında alışılageldik bir tarzda kullandığı baş etme yöntemlerinin zorlanmasına yol açar. Hastalık, yol açtığı bedensel problemlerin yanında psikolojik, ailesel ve sosyal sonuçlara, uyum sorunlarına ve psikososyal bir krize neden olabilir. Bu noktada, kişinin krizle baş etme ve yeni duruma ayak uydurma ile karşı karşıya kaldığını ve bunda zorlandığını görmek mümkündür.

Böyle bir durumda bilişsel ve davranışsal baş etme süreçleri ortaya çıkmaktadır. Eğer bunlar yetersiz kalırsa psikososyal krizle ortaya çıkan uyum bozuklukları görülür. Hastalığın ağırlığı, yaşamı tehdit edip etmediği ve prognozu hastalığa uyumda önemlidir. Hiv pozitif olmak hayatın kritik dönemlerinde ortaya çıkarsa kişiyi daha fazla zorlayabilir. Örneğin gençlik dönemi gibi hayatının baharında, yapacağı çok şey olan bir hasta olmak kişiyi fazlaca örseleyebilir.

Hastalığın ortaya çıkışı öncesinde mevcut psikiyatrik bozukluklar, depresyon, anxiete, kişilik bozukluğu gibi durumlar psikiyatrik bozukluğun karakterine bağlı olarak hastalığa verilen tepkide etkili olurlar. Eğer kişi hastalık öncesinde depresif olan bir kişi bir de Hiv pozitif olduğunu öğrenirse, hastalığa pasif bir baş etme tarzı ortaya koyarak anksiyete ve depresyona zemin hazırlayacak bir tepki de bulunabilir. Dolayısı ile kişi iki işle uğraşır.

Psikososyal krizlerin ortaya çıkışında hıv pozitif olmanın ötesinde bunun hasta için ne anlama geldiği ve nasıl değerlendirdiği çok önemli bir rol oynar. Kişinin hastalıkla ilgili bilişsel davranışsal ve duygusal reaksiyonlarını bu durum çok etkiler. Kişinin psikolojik sağlamlığı üst düzeyde ise pozisyonu çok iyi kavrayıp yapılması gerekenleri yaparak hayatına kaldığı yerden devam edebilir veya tam tersi ise çöküntüye, bocalamaya girebilir. Kişinin kendisini, dünyayı ve geleceğini olumsuz şekilde algılamasına ve değerlendirmesine uygun bir zemin hazırlanmış olur. Bu da kendine güven sorununa, suçluluk duygularına, çevrelerini olumsuz algılamalarına ve ümitsizlik duygularına yol açar.

Kişinin hastalıkla ilgili bilgisinin yetersiz olması ya da yanlış, gerçekçi olmayan, kulaktan dolma bilgilere sahip olması bilişsel uyumunu güçleştirir. Oysa Hiv pozitif olmak demek aids hastası olmak değildir. Günümüzdeki teknolojik ilerlemelerle tedavisi olan bir bozukluk olup, kişi şeker hastası gibi sürekli takip altında kalarak hayatını normal sürdürebilir. Ayrıca ailesel ve sosyal desteğin olmaması bir krizin ortaya çıkmasında zemin hazırlar. Bu durum da aidsle alakalı dernekler kişinin ihtiyacı olan sosyal desteğin sağlanmasında, doğru baş etme yöntemlerinin kazandırılmasında ve kişinin topluma uyumunda hayati role sahiptir. Zaten damdan düşenin halini damdan düşen anlamaz mı?.

Şok olma, inkar etme, tepki gösterme-isyan duygusu, baş etme çabası ve uygun baş etme halinde yeniden uyum sağlamak ve kabullenmek hiv pozitif olan herkeste doğal olarak ortaya çıkan süreçlerdir ve normaldir. Oysa sürece uyum sağlayamamak psikolojik belirtilere ve psikiyatrik bozukluklara kişiyi götürecek ve uzman yardımı gerekli hale gelecektir.

Hiv pozitif tanısı konulduktan sonra kişide gelecek konusunda bir belirsizlik ortaya çıkabilir ve sadece internetten bilgi almak kafalarındaki belirsizliği daha da artırabilir. Hasta olduğunu anladıktan sonra bir miktar üzüntü normaldir fakat bazı hastalar gelecekle alakalı gereksiz endişelere takılıp kalırlar. Bu düşüncelerini kontrol edemezler ve hatırlatan her olayda sıkıntı yaşarlar. Bu durum tamamen ön yargılarla alakalıdır. Eğer biz hiv pozitif olduğumuzu kabullenemezsek, kendimize saygı göstermezsek bunu başkalarından nasıl bekleyebiliriz?.

Hiv pozitif olduğunu öğrenen bir kişi niye ben, neden şimdi, bunu hak etmek için ne yaptım gibi sorulara yanıt arar. Uygun bir yanıt bulabilmişse psikolojik uyum daha kolay olabilir. Hasta genellikle kendini suçlar, kendisine saygısı azalır ve demoralize olur. Oysa ülkemizde bu durumda olan binlerce dünyada milyonlarca hiv/aids kişi mevcuttur ve hastalık utanılacak bir durum değildir çünkü herkesin başına gelebilir.

Kişi hayatını tehdit eden hastalığın düzelmesinde kendi rolünün öneminin farkında olursa hastalıkla daha iyi mücadele eder. Kişinin tedavi için kullanacağı ilaçlar kişinin iyileşmesine katkıda bulunan ilaçlar olup aslında esas düzelmeyi kendi ruhu ve bedeni ile gerçekleştirmektedir. Pasif alıcı rolüne uyum sağlamaları teşvik edilen hastalar kontrol kaybını daha çok yaşarlar. Oysa hastalıkla savaşma arzusu duyan hastalar yaşam koşularını ve bakış tarzlarını değiştirerek kontrollerini kazanırlar. Eğer kişi bedeninin kendisini bıraktığı hissine kapılırsa kişi depressif bir bozukluğa yakalanabilir.

Hıv pozitif olma ve sonuçları damgalanma ile birlikte gider.Toplumun hatta doktorların son teknolojik gelişmelerle alakalı bilgi sahibi olmamaları ve ön yargılı olmaları damgalanmayı sürdürmektedir. Hastalar sıklıkla kirli, pis ve bulaşıcı gibi kelimelerle bunu taşırlar. Özellikle aids de toplumca kabul edilmeyen bir davranışla hastalık ilişkilendirilmişse damgalanma daha kolay olur. Tanılarının kabul edilebilirliği hakkında endişeleri olan kişiler çevrelerinden bunu gizlerler. Bu durum psikolojik uyumu güçleştirir, hastalar ihtiyaçları olan duygusal desteği alamazlar.

Damgalanmanın yanısıra hastanın akrabaları ve arkadaşları kötü haberler almaktan korktukları ve yakın oldukları insanın yıkımını görmemek için ilişkilerini sınırlandırabilirler. Ek olarak onunla ilişki kurmak kendi ölümlerini hatırlatabilir ki bu çoğu kişinin inkar ettiği bir durumdur. Sonuçta akrabalar ve arkadaşlar hasta ve ailesiyle ilişkilerini azaltırlar yani kaçabilirler.

Bu konuda yapılacak en önemli şey hastalığı öğrenmek ve öğretmektir. Umutsuz olmayı gerektiren bir durum yoktur. Kendimize öncelikle anlayışlı olmak ve bunun da diğer hastalıklar gibi tedavisi olan bir süreç olduğunu kabullenmektir.

Bir de şüpheli bir beraberlik sonrası korkuya kapılan, zamanında ve gerekli testlerini defalarca yaptırdığı ve negatif olduğu halde tıbbi tahlil laboratuarlarından ayrılamayan aslında psikolojik açıdan zorlukları olan kişiler vardır. Hayatlarını dondurup sadece hiv/aids e kitlenmişlerdir. Hatta internetten hastalığın belirtilerini öğrenirler ve de bu belirtileri kendilerinde de yaşadıklarını hissederler. Bütün dikkatleri kendilerine dönmüştür.Vücutlarından şüphelenirler ve takip ederler. Bu durum ancak ve ancak psikiyatrik ve psikolojik yardım alarak çözülebilir.

Gri Psikiyatri Merkezi

Psikiyatr Dr. Orhan Çelik

Yorumlar kapalı