Psikoteknik Testine Psikiyatr Onayı Veriyoruz

Psikoteknik Testine Psikiyatr Onayı Veriyoruz

Merkezimizde psikoteknik testine  artık psikiyatr onayı verilmektedir.

Psikoteknik Değerlendirme, “Sürücülerin sahip oldukları güvenli araç kullanmalarını sağlayan zihinsel ve psikomotor yetenek düzeylerinin, bu yetenek alanlarında tanımlanan bilgisayar destekli testler aracılığıyla ölçülmesi” olarak tanımlanıyor.

Buna göre psikoteknik değerlendirme, belirtilen cetvelde belirlenen usul ve esaslara göre, psikolog unvanına sahip kişilerce, Türkiye toplumu özelliklerine göre hazırlanmış norm, çalışmasına sahip ve normları ilgili meslek kuruluşlarınca, İl Sağlık Müdürlükleri tarafından yetkilendirilmiş özel kuruluşlar bünyesinde oluşturulan merkezlerde yapılıyor.

Ah Şu Otomatik Olumsuz Düşünceler

Ah Şu Otomatik Olumsuz Düşünceler

Her Şey Geçmişe Bağlı

Yaşadığımız olaylara karşı duygu, düşünce ve davranışlarımız; bireyin erken çocukluk döneminde ebeveynlerinden ve çevresinden öğrendiği ve geliştirdiği etkileşim süreçleriyle bağlantılıdır. Buralardan düşünme örüntülerimiz, duygusal tepkisellik ve davranış tarzımız şekillenir. Çevredeki güçlüklerle başa çıkmak için kullanılan düşünme örüntülerimiz, kurallarımızı oluşturur ve hayat olayları ile aktive olan kendimize yönelik kökleri derinlere dayalı farkında olamadığımız inanışlarımız vardır.

Olumsuz hayat olayları yaşadığımızda bize zararı olan ve uyuma yönelik olmayan bu negatif düşüncelerimiz güç kazanırlar. Öyle olmadığımız halde, karşıt kanıtlara rağmen, otomatik olumsuz düşüncelerimizin geçerliliğini sürdürmesini nasıl açıklarız. Örneğin, sınav fobisi olan öğrenci, derslerinde başarılı ve yaptıkları yapacağının kanıtı olmasına rağmen üniversite sınavında stres yaşadığını nasıl düşünebiliriz. Olumsuz otomatik düşünceler devreye girer ve on üzerinden 3 olması gereken kaygı 4-5-7’e yükselir ve kendini doğrulayan kehanet ortaya çıkar.

Otomatik olumsuz düşüncelerin doğru olduğuna örtük biçimde inanıldığından duygusal anlamda geçerli olduğu düşünülür. Olayların yorumlanmasında yapılan hatalar sorgulanmadan devam eder. Mesela evin vergi borcunu ödemeye gittiniz ve yanlış kuyruğa girerseniz ‘bana hep olur veya ne kadar aptalım’ düşüncesi aklımıza gelir. Oysa olur böyle şeyler. Trafikte yoğunluğumuzla beraber yaptığımız hatadan dolayı ceza yersek kendimizi suçlama ve kızmaya girişiriz. Oysa hayatlar kayıplar olmadan yaşanmaz, sonuçta o parayı da ben kazanmadım mı?

Eğer olumsuz otomatik düşüncelerimizin peşinden gidersek kendimizi hasta eder, sonuçta depresyonla da yaşayamayız. Çünkü duvarı nem insanı gam yıkar hesabı çeker gideriz bu dünyadan, gözlerimiz açık.

Bu bize faydası olmayan ve geçmişten satın aldığımız olumsuz otomatik düşüncelerimizin farkına varırsak ve kendimizi sakinleştirip olur böyle şeyler deyip kendimizi ve başkalarını affedemezsek hayatı zor yaşıyoruz demektir vesselam.

Gri Psikiyatri Merkezi
Psikiyatr&Psikoterapist | Yrd. Doç.Dr. Orhan Çelik

Psikoteknik Testine Psikiyatr Onayı Veriyoruz

Psikoteknik Testine Psikiyatr Onayı Veriyoruz

Merkezimizde psikoteknik testine  artık psikiyatr onayı verilmektedir.

Psikoteknik Değerlendirme, “Sürücülerin sahip oldukları güvenli araç kullanmalarını sağlayan zihinsel ve psikomotor yetenek düzeylerinin, bu yetenek alanlarında tanımlanan bilgisayar destekli testler aracılığıyla ölçülmesi” olarak tanımlanıyor.

Buna göre psikoteknik değerlendirme, belirtilen cetvelde belirlenen usul ve esaslara göre, psikolog unvanına sahip kişilerce, Türkiye toplumu özelliklerine göre hazırlanmış norm, çalışmasına sahip ve normları ilgili meslek kuruluşlarınca, İl Sağlık Müdürlükleri tarafından yetkilendirilmiş özel kuruluşlar bünyesinde oluşturulan merkezlerde yapılıyor.

Bir Destek Sistemi Olarak Din;

Bir Destek Sistemi Olarak Din;

Ruhsal hastalıklar dinsizlik hastalığı değildir.

Dine bağlılık ruh sağlığını çeşitli yollarla yararlı biçimde etkileyebilecek ihmal edilmiş bir kaynak olarak görünmektedir. Dinin ruh sağlına pozitif etkileri dört yolla gerçekleşir.

İlk olarak dini kurumlara bağlılık ve ait olma hislerinin yanında duygusal ve maddi destek verebilen arkadaş grupları kurulmasını sağlayabilir.

İkinci olarak dini inançlar ve değerler bireylere stressörlerin olumsuz duygusal sonuçlarını azaltabilecek yorumlama ve yeniden saptamalar konusunda yardımcı olabilecek anlamlandırma sistemleri sağlayabilirler. Mesela ‘Hayır bildiğimiz şeylerde şer, şer bildiğimiz şeylerde hayır vardır’gibi.

Üçüncü olarak dini inançlar zorluklarla baş etmede güçlü hissedilmesini sağlayabilir.

Dördüncü olarak din her şeyde ölçülü olmayı teşvik ederken sağlığa olumsuz etkisi olan davranışlardan uzak durmayı önermesi yoluyla; risk alma davranışı ve strese maruz kalmayı azaltabilir.

Zorluklarla karşılaşmamızın ardından bu olaylarla baş edebilmek için duaya, dine veya ruhani hislere yöneliriz. Çeşitli çalışmalarda dini etkinliklere yüksek oranda katılmanın depresif belirti düzeyinin düşük olması ile ilişkili bulunmuştur.

Seksen kadar çalışmanın gözden geçirilmesinde; dine bağlılığın varlığı, halka açık dini etkinliklere katılma, dini yönün bariz olması ve içsel dini motivasyon açısından yüksek düzeyde olan kişilerin depresif belirtiler ve depresif bozukluklar için düşük risk taşıdığı sonucuna ulaşılmıştır. Tersi olarak dine bağlı olmayan kişiler de bu risk artmıştır.

Başka kanıtlar dine bağlı olmanın stresin ruh sağlığına olumsuz etkilerini tamponlayabildiğini veya azaltabildiğini düşündürmektedir. Başka bir çalışmada da sonsuz yaşama güçlü bir şekilde inanmanın işle ilgili streslerin olumsuz etkilerini azalttığını bulunmuştur.

Dini ritüeller namaz, oruç, abdest alma vb. fiziksel olarak ta insanı gevşetmekte ve huzur ve dinginliğe götürmektedir.

Tabiki ruhsal hastalıklar genetik alt yapı artı anne baba çocuk üçgeninde yaşanan olaylarla şekillenmektedir. Kişi bir bitki gibi zamanında ışığını besinini suyunu alamazsa duygusal anlamda solacaktır. Sadece depresyon değil binbir çeşit psikolojik rahatsızlık vardır. Dinine bağlı insanlarda da psikolojik hastalıklar olacaktır ama diğerlerine göre belki daha zor ortaya çıkacaktır.

Gri Psikoterapi Merkezii

NÖROPSİKOLOJİK TESTLER

NÖROPSİKOLOJİK TESTLER

Bellek, dikkat, konsantrasyon, soyut düşünme, kavramsallaştırma, kategori ya da kurulumu değiştirebilme,  akıl yürütme gibi kognitif fonksiyonlarını değerlendirmek amacıyla ayırıcı tanıya yardımcı olarak ve tedavi sürecini değerlendirmekte kullanılan testlerdir.

Nöropsikolojik testler, beyin-davranış ilişkisi temelinde; davranışın değerlendirilmesine dolayısıyla da aslında söz konusu davranışın beyindeki nöral temellerinin değerlendirilmesine olanak sağlarlar.

Nöropsikolojik testler, nörolojik ve psikiyatrik semptomların ayırt edilmesinde, farklı nörolojik hastalıkların tanınmasında yardımcıdırlar. Bellek, dikkat gibi fonksiyonlar, depresyon gibi psikolojik güçlükler  karşısında etkilenebilmektedir. Bu fonksiyonlardaki işlev yitimlerinin kişinin psikolojik sürecinden mi kaynaklandığı yoksa nörolojik bir bozukluğun mu gelişmekte olduğunu ayırt edebilmek amacıyla nöropsikolojik testlerin kullanımı önem kazanmaktadır.

Ayırıcı tanıya yardımcı olması kadar bir diğer önemli husus da özellikle nöroloji alanında şlevsellikteki kaybın gidişatının izlenmesidir. Hastalık ilerliyor mu, ne hızda ilerliyor, tedavinin etkisi nedir gibi soruların net ve objektif yanıtlarının elde edilmesi nöropsikolojik ölçme ve değerlendirme ile mümkün olmaktadır.

PSİKOLOJİK TESTLER

PSİKOLOJİK TESTLER

Psikolojik test uygulamaları, bireylerin potansiyellerini, yeteneklerini, yeterlilik ve yetersizliklerini, becerilerini, performanslarını, tutumlarını, güdülerini, eğilimlerini, savunmalarını, kişilik özelliklerini ve sorun alanlarını saptamaya ve gelecekte ilgili davranışlarını yordamaya olanak sağlayan sistemli bir yaklaşım biçimidir.

Rorschach

Rorschach testi kişinin ruhsal işleyiş biçimini ortaya çıkarmak, kişilik dinamiklerine ve sorun alanlarına ilişkin değerlendirme yapmak amacıyla kullanılan projektif bir testtir. Genelleme ve kategorize etmekten ziyade bireyin eşsizliğini ve zenginliğini görmek amacına hizmet eder.

Bireylerin ruhsal yapılarını değerlendirip içinde bulundukları psikolojik durumu anlayabilmek için sadece bilinçteki materyaller yeterli olmamaktadır. Bilinçdışı süreçlerin, çatışmaların ve savunmaların kişinin bilinçli davranışları, duygulanımları ve düşünce yapıları üzerinde önemli etkileri mevcuttur. Bu nedenle bireylerin ruhsal yapılarını anlayabilme çabamızda bilinçdışı süreçlerin etkisinin de değerlendirilmesi önemli yer tutmaktadır. Kişinin kendi farkındalık alanı içinde olmayan çatışmaları, görünürde yaşadığı güçlüklerin temelini oluşturabileceğinden bu çatışmaların ve bunlara karşı geliştirilen savunmaların anlaşılması bireyin ruhsal işleyiş biçimini ve bireysel süreçlerini değerlendirilmede gözden kaçırılmaması gereken alanlardır.

Rorschach testi bir anlamda bilinçdışının derinliklerine bakabilmeyi sağlamaktadır. Kişinin içsel çatışmalarına ışık tutmakla kalmayıp kullandığı savunma düzeneklerini, savunmaların işlevsellik düzeylerini, bu bağlamda bireyin sorun alanlarını yani ortaya koyduğu semptomatolojiyi değerlendirme imkanı sunmaktadır.

Ergenlik döneminde kişinin ruhsal yapılanmasının ne yönde seyrettiği ile ilgili bilgi vermesi açısından ilerde ortaya çıkması muhtemel psikapatolojik tabloyu yordamayı mümkün kılmaktadır.

Rorschach testi, ruhsal işleyiş biçimi, çatışmalar ve savunmalarla ilgili ayrıntılı değerlendirmeyi sağladığından  psikoterapotik süreçte üzerinde çalışılması gereken alanların anlaşılması bakımından psikoterapi sürecini hızlandıran bir rol de üstlenebilmektedir.

Uygulama Süresi       : Yaklaşık 40 dakika.

MMPI (Minnesota Çok Yönlü Kişilik Envanteri)

MMPI, kişilik özelliklerini, kişinin tutumlarını, sorun alanlarını ve nevrotik – psikotik eğilimleri değerlendiren objektif bir kişilik testidir.

MMPI bireyin kişisel ve toplumsal uyumunu objektif olarak değerlendirmeyi amaçlamaktadır. Testin geçerlik skalaları, kişinin test alma tutumlarını değerlendirmeyi amaçlar ve testin geçerlik derecesiyle ilgili bilgi sağlar. Test 3 geçerlik, 10 klinik skalada ölçüm yapmaktadır. Klinik skalalar; hipokondriazis, depresyon, histeri, psikopatik sapma, maskulinite-feminite, paranoya, psikasteni, şizofreni, hipomani ve sosyal içedönüklük alt-testleridir. Ancak her bir alt testin birbirinden ayrı etiyolojik ya da prognostik özelliği ölçmesi beklenmemektedir. Bu nedenle testin değerlendirilmesi, yorumlanması ve raporlanması aşamaları eğitimli ve deneyimli klinik psikologlarca yapılmasını zorunlu kılmaktadır.

Uygulama Süresi       : Yaklaşık 90 – 120 dakika.

WAIS III – Weschler Yetişkinler İçin Zeka Ölçeği

Zekayı çoklu faktör modeline göre değerlendiren 14 alt skaladan oluşan bir testtir. Kişinin entelektüel işlevlerinin güçlü ve zayıf yönlerini ayırt edebilmeyi sağlar.  Sözel ve performans alt kategorilerine ayrılmış olup sözel bölüm; kelime bilgisi, benzerlikler, aritmetik, sayı dizileri, bilgi dağarcığı, benzerlikler, ardışıklık, performans bölüm ise; resim tamamlama, basamaklar, küplerle desen, matrix, resim düzenleme, sembol arama ve parça birleştirme alt testlerinden oluşmaktadır.

Uygulama Süresi:      Yaklaşık 90-120 dakika.

Birleşik Tedavi ile Daha Kalıcı Çözümler

Birleşik Tedavi ile Daha Kalıcı Çözümler

Aynı seansta hem psikoterapi hem de, gerektiğinde ilaç tedavisi;

 

 

Birleşik Tedavi nedir?

Ruhsal hastalıkların tedavisinde bakış açılarına göre çeşitli metotlar vardır. Bunlardan en önemli ikisi ilaç tedavisi ve psikoterapidir. Bu tedavilerin her ikisinin de aynı kişi yani bir psikiyatr tarafından yapılmasına da birleşik tedavi adı verilir.

İlaç tedavisi ancak bu konuda uzmanlaşmış olan bir psikiyatr tarafından yapılabilir. Psikolog ilaç tedavisi öneremez ve reçete edemez. Hastalık yoktur ama hasta vardır ve hiçbir hasta birbirine benzemez. Nasıl pek çok kitap var ama hiç birisi aynı değilse ruhsal hastalıklarda öyledir. Şu hastalıkta şu ilaç kullanılır diye bir şey yoktur. Aynı hastalığın bir döneminde kişiye iyi gelen bir ilaç başka bir dönemde kişiyi hasta edebilir, kullanılması tıbbi hatadır. İlaç tedavisi gitarın tellerini akort etmeye benzer. Sürekli aynı ilacın kullanılması ve psikiyatra gitmeden reçete tekrarı kişiye zarar verir veya maksimum faydayı sağlamaz. O yüzden hastalığın çeşidine göre düzenli kontrol muayeneleri gerekir. İlaçların kişiye özel olarak şahsileştirilmesi gerekir. İlaçlar genelde kalıcı tedavi etmezler çünkü kullanıldığı sürece iş görür, bırakınca hastalık tekrarlar ve psikolojik tamirat yapmazlar. Arabaya konulan benin gibidir. O yüzden ömür boyu genelde ilaç kullanması zorunlu hale gelebilir.

Psikoterapi kişinin söz ile ilişkisel bir boyut kurularak tedavi edilmesi olup ilaca göre kalıcı tedavi etme şansı daha yüksektir. Psikoterapinin iş görmesi için kişinin klinik psikolog, psikolojik danışman veya psikiyatr olsa bile özel bir eğitimden geçmesi gereklidir. Bu eğitimler genelde üniversite dışında, ücretli ve özel bir tarzda elde edilebilir olduğundan dolayı devam edilmesi zordur. Benim de tedavi edici bir yöntem olarak kullandığım sistemde psikanalitik veya dinamik terapist olabilmek için, genelde 4-5 yıl süren analizden geçmek yani önce danışan olarak kendimiz bir terapiste giderek zorluklarımızdan arınmak durumundayız. Daha sonra 4-5 yıl süren süpervizyon yani tecrübeli terapistlere gördüğümüz danışanları götürerek geri bildirim almak durumundayız. Son olarak ta süpervizyon esnasında veya daha öncesinde bu terapi metodu ile alakalı bütün kuramsal bilgiyi öğrenmek zorundayız. Yani bu insanın bir 10 yılını almakta ve durmak olmamak üzere süreci okumalarla takip etmek durumundasınız ki yaptığınız çalışma insanlara faydalı olsun.

Hastanın kural olarak ilk önce bir psikiyatra gitmesi, psikiyatrında bu kişinin ilaçla mı yoksa psikoterapiylemi düzelebileceğini anlaması ve kişiye anlatması gereklidir. Çünkü bazı rahatsızlıklar sadece ilaçla düzelebilirken bazıları da ilaca dirençli olacaktır. Bir psikiyatr bu ayrımı yapabilecek donanıma sahip olmalıdır. Hastaya bunu anlatarak onun tercihi de sorulmalıdır. Alanında yetişmemiş uzmanlar çok can yakarlar ve zaman kaybına neden olurlar. Direk psikolog ile girilen çalışmalar istenilen sonuca ulaşmayabilmektedir.

Diğer taraftan yıllarca ilaçlara ve psikiyatrlara mahkum kalan ama bir arpa boyu yol alamayan ama psikoterapi ile kendisine ne olduğunu anlayarak kalıcı tedavi olan danışanlarım oldu. Burada esas olan hastaya veya danışana zarar vermemektir. Eğer danışan veya hasta bizim yardımcı olamayacağımız bir tarzda ise başka bir psikoterapiste veya psikiyatra yönlendirmek en iyisidir. Çünkü onun son şansı biz olabiliriz.

Sadece psikiyatr olan kişi çeşitli tarz psikoterapi eğitimlerinden geçerek hem psikoterapi hem de ilaç tedavisi alanını kontrol edebilir. Bu tarz birleşik tedavi hem zamandan hem maddi açıdan hem de tedavinin etkinliği açısından çok fazla avantaja sahiptir. Tedavi de iki başlılık ortadan kalkacak ve kafa karışıklığı olmayacaktır.

Psikiyatr&psikoterapist Yrd.doç.dr. Orhan Çelik

Facebook Hayatımızda Nasıl Kullanılıyor?

Facebook Hayatımızda Nasıl Kullanılıyor?

Teknoloji yüzyılı aşkın bir süredir dünyayla ilişkiyi mümkün kılan ve kurmak için kullanılan, sürekli gelişen bir araçtır. Facebook 2004 yılında ABD Harvard üniversitesinden bir öğrencinin aralarında bağlantı kurmak için geliştirdiği bir sosyal ağ teknolojisidir. 2010 yılı itibariyle 200 milyon kişi facebook’a  giriyor ve günde 55 dk. orada kalmaktadır. Türkiye de 23 milyon kişi face kullanıyor ve bu rakamlarla dünyada üst sıralarda bir yere sahibiz.

Acaba face’nin çektiği bu ilgi Türkiye de gelişmiş bir sosyalliğimi gösteriyor?

Face’e neden girdiği sorulan birisi arkadaşlarla iletişim kurmak, eski arkadaşları- tanıdıkları bulmak, video ve fotoğraf paylaşımı cevaplarını verecektir.

Face de göze çarpan gözetleme, gözetlenme, röntgencilik, dikizleme ve teşhircilik eğilimlerine dikkat çekiliyor. Roman, radyo, tv ve tüm iletişimsel biçimlerin bile esasen başkalarının hayatlarını bilme, dinleme üzerine kurulduğu söylenebilir. Bir bakıma dedikodunun bir nevi kitleselleştirilmiş modern biçimleridir bunlar.
Örneğin biri bizi gözetliyor gibi tv programlarında seyirci bire bir hem de en sıradan detaylarıyla gerçek yaşamı gözetlediğini düşünür. Görülen şey tüm sıradanlığıyla o anda beklemeden, üzerinde düşünülmeden, yorumlanmadan tüketilmekte ve haz vermektedir. Kişi sanki favori, tuttuğu insanlarla tv sayesinde özdeşleşip, o serüveni kendisi yaşamaya başlamakta ve içindeki bir boşluğu doldurmaktadır.

Sıradan insanlar için, meşhurların ya da sıra dışı insanların hayatını seyretmekle onlar gibi olma arzusunun olduğu, ya da tam tersine üst kesimden insanların alt sınıfların hayatlarını gözetleyerek aşağılanma ve büyüklenme üzerinden elde ettikleri bir tatmin olduğu söylenebilir.

Face de görülmek bazı insanlar için var olmanın yegane yolu olarak yaşanıyor olabilir. Bir başkası tarafından face de görülmek benliğe dolayımlı, gerilimli ve arzu uyandırıcı bir onay veriyor olabilir.

Face kullanma amacımızın başında arkadaşlarımızı gözetleme isteği gelmektedir. Var olan arkadaşları gözetlemek yeni arkadaş edinmekten daha cazip geliyor olabilir. Face dolayısıyla gözetlenme kültürünün şekil bulduğu sanal bir alan haline gelmiştir. Acaba sanal dünya gerçek dünya da kaybolan yakınlığı, aşkı ve arkadaşlığı ikame edebilir mi?

Face de ortaya konan kendilik temsilimiz göstergelerle (paylaşımlar) varlığın özdeş olduğunu kabul eden yanılsamaya neden olur. Face de göstergelerle kendimizi ortaya koyarız. Ama bu gerçek kendiliğimiz veya varlığımızla özdeş midir acaba? Çünkü insanlara nedense hep iyi taraflarımızı göstermez miyiz?

Face de kendimizi fotoğraflarımız, tercihlerimiz, beğenilerimiz, eğilimlerimiz, ve statümüzü bildiren verilerle temsil edip işte ben buyum deriz. Oysa gerçek kendilik her zaman bir bölünmenin, bir belirsizliğin, bir imkansızlığın kurgusudur. Dilde bize kendiliğimizin tek düzeyli ve zamanlı olmadığını sezdirecektir.

Gelişen teknoloji sayesinde nihayet kendi imgemize kavuşmak, onu sahiplenmek, bu imgeyi sürekli tasarlayıp geliştirmek kendimize bir artı değer, bir statü olarak katmak mümkün görünüyor.

Acaba face de yaptığımız şey kendi imgemize aşık olmak mıdır? Yoksa mış gibi yapıldığı için face kendi narsizmimizi yaşadığımız bağımlısı olduğumuz bir yer mi haline geldi?

Acaba face de kurulan ilişkilerin, arkadaşlıkların ne kadarı gerçek, ne kadarı insani, ne kadarı duygusal bir bağa sahip? Zor bir zamanımızda veya mutluluğumuzu paylaşmak için buradaki sanal arkadaşlar gerçek dünyaya geçebilecekler mi?

Suçluluk duygularından, korkulardan, kaçmanın daha doğrusu onlar yokmuş gibi yaşamanın bir yolu mu face? Bu bağımlılıktan kurtulmak, birbirimizi tanımak, göz göze iletişimler kurmak hikayelerini duymak ve bunları yorumlamak daha insani olmaz mı?
Hepimizin daha gerçek ve içeriden beraberliklere, bağışlanmalara, yorumlanmalara ihtiyacımız yok mu? Sadece face ile mi sosyalleşeceğiz yoksa gerçek varoluşumuzla tatminkar dostluklar, reel ilişkiler kurarak mı yolumuza devam edeceğiz?

Ne kadar dostumuz varsa hayatımız o kadar kolaylaşmıyor mu? Veya hayatı güzelleştiren insanlarla kurulan ilişkiler değil mi?

Yrd. Doç.Dr. Orhan Çelik
Psikiyatr&psikoterapist

İnternet Bağımlılığı İle Mücadele Nasıl Yapılır?

İnternet Bağımlılığı İle Mücadele Nasıl Yapılır?

İnternet Bağımlılığı İle Mücadele Nasıl Yapılır?

İnternetin gündelik hayatımızın bir parçası olmaya başlaması ile birlikte evde de bazı sorunlar çıkmaya başladı. İnternetin varoluşu ile birçok kişinin zamanının çoğunu cep telefonu ve bilgisayar başında geçirmeye başlaması okul ve iş başarısının düşmesine, evlilik hayatında ve aile ilişkilerinde olumsuzluklara neden olmaktadır. Yolda bu nedenle kazalar bile oluyor. Bu da internet bağımlılığı denen bir davranış bozukluğunu gündeme getirmiştir.
İlaç ve psikoterapi desteği ile çözülebilen bu bağımlılık türünü aşmaya yönelik bazı öneriler şöyledir;
1)Kişinin gerçekten bir internet bağımlılığının olduğunun farkına varılması(haftada 40 saat ve üzeri internet başında kalmak),
2)Bilgisayarın yerinin değiştirilip insanların olduğu oturma odasına almak,
3)Beraberce ancak internete bağlanmak,
4)İnternet defteri oluşturmak, kim ne zaman ve kaç saat internette kaldı gibi,
5)İnternete eskisinden farklı zamanlarda bağlanmak,
6)Persona(kimlik) kullanılmasına son verilmesi,
7)Yakınlardan bu bağımlılığın saklanmaması,
8)Spora yönlenmek,
9)İnternete tatil vermek,
10)İnternetle alakalalı düşüncelerimizi irdelemek,
11)Aşerme yaşadığımızda internete girişi ertelemek, gevşemek için çalışmak,
12)Hayat enerjimizi farklı alanlara yatırmak sayılabilir.

Psikiyatr&psikoterapist Yrd.Doç.Dr. Orhan Çelik

Sosyal Fobi ve Alkol Bağımlılığı Birlikteliği

Sosyal Fobi ve Alkol Bağımlılığı Birlikteliği

Sosyal Fobi ve Alkol Bağımlılığı Birlikteliği

Sosyal fobi kişinin sosyal ortamlarda yada performans gerektiren durumlarda utanacağını düşünerek sebepsiz yere korkmasıdır. Kişi toplum içinde konuşma ve yemek yeme gibi etkinlilerden kızaracağı, pot kıracağı, insanları güldüreceği kaygısıyla uzak durmaktadır.

Alkol bağımlılığı ve ilaç kötüye kullanımı (mesela rahatlamak için xanax) sosyal fobi ile baş etmek için gelişebilir. Sosyal fobi hastalarının %16 ında alkol bağımlılığı, %13 ünde de ilaç kötüye kullanımı saptanmıştır.

Alkol bağımlılığı genellikle sosyal fobi bulunanlarda bozukluğun doğrudan bir nedenidir. Yani sosyal fobi başladıktan sonra alkolizm gelişmekte ve alkol, hastalar tarafından ilaç olarak yüksek oranda kullanılmaktadır. Çünkü alkol yalancı bir iyilik ve geçici bir kendine güven hali oluşturmaktadır.

Sosyal fobiyi ortadan kaldırmadan alkol veya ilaç kötüye kullanımını veya internet bağımlılığını tedavi etmek mümkün değildir. Mesela alkol bağımlılığı olan birinde sosyal fobide varsa kişi alkol bırakma rehabilitasyon çalışmalarına katılamamaktadır. Kişi göz göze iletişim kuramadığı içinde internet yolu ile kaçak iletişimler yaşamaktadır.

Sosyal fobinin tanı ve tedavisinde son 30 yılda büyük gelişmeler sağlanmıştır. Oldukça yaygın görülen ve yeti yitimine yol açan bu durum için etkili bir tedavinin geliştirilmesi büyük bir zaferdir.

Psikiyatr&psikoterapist Yrd. Doç.Dr. Orhan Çelik

BİRLEŞİK TEDAVİ İLE DAHA KALICI ÇÖZÜMLER