Aile Terapisi Nedir ?

Aile Terapisi Nedir ?

 Aile yaşamı gibisi yoktur, bir ülkenin yükselmesi ev ve aile sevgisine bağlıdır.

Aile, akrabalık ilişkisi içindeki kişilerin bir arada yaşadığı bir grup, değişik üyelerden kurulu bir sistemdir.Sistemden anladığımız ise, çeşitli bölümlerin kendi aralarında dinamik bir düzenleme ile bütün oluşturması ve bu bütün içinde hem kendi aralarında birbiriyle, hem de bütünü çevreleyen  ortamla etkileşimde bulunmalarıdır.Aile terapisi aile gruplarının tedavisidir, ailelerin işleyiş biçimini, aile üyelerinin birbiriyle ilişkisini ve iletişimini ele alır.Aileyi oluşturan bireylerin bireysel nitelikleri kadar, kendi aralarındaki etkileşimin niteliği de önemlidir.

İşe holistik açıdan baktığımızda ise sistem teorisinin; Bütün onu oluşturan bölümlerin toplamından daha fazladır, ilkesine göre ailenin bütün olarak etkileşiminin gözlemlenmesi, aile üyelerinin bireysel etkileşimlerinin gözlemlenmesinden daha iyi fikir verir.

      Holizm;Bir varlığın, onu oluşturan bölümlerin toplamını aşan bir kimliğe sahip olduğu yolundaki felsefe teorisidir

        Aile tedavileri, yaklaşım biçimleri ve temel aldıkları noktaların neler olduklarına göre farklılıklar gösterir

      1)Danışmanlık yöntemi

      2)Sistematik aile terapisi

                 a)Analitik yönelimli aile terapisi                               b)Yapılandırılmış aile terapisi

      3)Stratejik aile terapisi

Aile terapilerinde kabaca yapmaya çalıştığımız şey, balıkların içinde yüzdükleri şeyin ne olduğunu bilmemeleri gibi onlarında  yaşadıkları ilişki sistemlerindeki görmedikleri, bilmediklerini açıklığa kavuşturmaktır.Yani kendilerine iç görü kazandırmaktır. 

Aile üyelerinin birinde ruhsal bozukluk olması ailenin dolayısıyla sistemin dengesini bozabileceği gibi, sistemin yani ailenin bütünüyle bozuk olmasına , aile üyelerinden birinin veya birkaçının hastalık belirtileri ortaya çıkarmasına yol açabilir.Örneğin madde kullanım bozukluğu olan babanın evine yaşattıkları ve yaşatamadıklarını düşünmek yeter.Ailede daha büyük bir sistemin yani sosyal sistemin bir parçasıdır.Teker teker ailelerdeki bozukluklar sosyal sistemin dengesini olumsuz biçimde etkilerken, sosyal sistemdeki bozuklukta aile dengesini etkiler.Örneğin gelir dağılımındaki zorluklar gibi.

Aile terapisinin 50-60 yıllık bir geçmişi vardır. 1930; lu yıllarda hastanın tek başına tedavisinin çoğu kez yeterli olmayacağına, ailenin de tedavisi gereğinin üzerinde durulmaya başlanmıştır.İkinci dünya savaşından sonra gelişmeye başlamıştır.Tedavide tüm aile üyelerini bir arada görme girişimlerinde ilk bulunan 1940 yılında Bowlby olmuştur.1960 lı yıllardan sonra aile terapisi Avrupa ve Amerika da giderek artan bir uygulama alanı bularak gelişmiştir.

       

Hastanın ailesini aile terapisine razı etmek her zaman kolay değildir.Özellikle ruhsal hastalıkların kabul edilmesi zor ve psikiyatrlar da halen deli doktoru olarak görüldüğü ülkemizde, insanlar kendilerini ertelemekte, geciktirmekte tamiri imkansız zorluklar içine girmektedirler.Kendilerine zor bir hayatı yaşatmakta ve ruhsal zorluklarını da kendisinden sonraki nesillere aktarmaktadırlar.Bütün tahliller, tetkikler, ameliyatlar yapıldıktan sonra hala semptomlar düzelmediğinde doktorlar bir seçenek olarak psikiyatriyi düşünmektedirler.Bu da bazen hastalar tarafından olumsuz olarak yaşanmakta ama artık başka bir gidecek yer kalmadığında zorunlu istikamet psikiyatri olmaktadır.

Aile terapisi, bir ailenin üyelerini bir araya toplayarak amatörce konuşmalar yapmak veya kendi sağduyusuna güvenerek öğütlerde bulunmak değildir.Aile terapisi veya hiçbir terapi eğitimi psikiyatri veya psikoloji  uzmanlık eğitimi sırasında verilmemekte, kişi eğer isterse bu konuda eğitim veren kişilerden belli bir para karşılığında en az 3_4 yıllık bir eğitimle bu alanla ilgilenmektedir.Süpervizyon çalışmalarına da ihtiyaç vardır.Yani usta çırak ilişkisi içinde öğrenilir, kitaplardan öğrenilmez.Ehil ellerde yapılan terapi iş görür, yoksa etkili olmaz.Belirli bir ciddiyet ve disiplin gerektirir.

             

Ruhsal hastalıkların ortaya çıkmasında çocukluk dönemi, kişinin geçmişten getirdiği hasarlı yapı, bu güne kadar getirdiği hayattaki zorlanmaları ve bugün ki yaşamdaki zorlukları rol oynamaktadır.Çoğu ruhsal hastalığın oluşumunda hayatı bu şekliyle yaşamanın insani olmadığı bir tarz vardır.Fazla sorumluluk duygusu, kendine değer vermeme, yoğun suçluluk duyguları, kişinin önüne aşamayacağı kadar zor hayat olaylarının çıkması, kendini yaşayamama, yakınları tarafından anlaşılmama temalarını çoğu hastamızda yakalarız.

         

Hastalık belirtileri gösteren kişi hekime tek kişi olarak gelmiş olsa  da eğer onun hastalığının, ailedeki yapılaşma bozukluğu ile ilgili olduğu sezilirse, kişinin bozukluğu evlilik öncesinde yoksa veya yakın bir zamanda ortaya çıkmışsa , bireysel terapiyi kaldıramıyorsa, sadece ilaç tedavisi yetmemişse veya kullanmak istemiyorsa aile terapisi  düşünülmelidir.

       

 Ortadaki sorun ilk bakışta sadece bir kişiyi ilgilendiriyor gibi gelebilir.Ama ailenin diğer üyeleri de bu sorundan doğrudan veya dolaylı olarak etkilenmekte, karşılık olarak onlar da sorunun etki derecesini artırmakta ve sorunlu gözüken kişinin bu konudan etkilenmesine katkıda bulunmaktadırlar.Ailedeki etkileşimden ötürü zincirleme bir etki tepki olayı söz konusu olup karşılıklı zorlamalarla patolojik bir denge kurulur.Aile terapisinden beklenen bozuk örgüyü çözüp, yeniden doğru düzenli bir sistem oluşturmaktır.

Aile terapisinde terapistin uğraşacağı konu sadece ailede hastalık belirtisi veren kişi veya kişilerin tek tek sorunları değil, ailenin tüm olarak sorunu, iç içe geçmiş örgüleşmiş iletişim, etki ve tepki biçimlerinin toplu halde göz önüne ve ele alınmasıdır.Burada aileye kabul ettirilmesi gereken şey hasta olan bireyler değil tüm ailedir.Önemli olan, ortalıktaki belirtinin yalnız bunu taşıyan kişinin özelliği olarak değil tüm ailenin özelliği olarak ele alıp işlemektir.Burada bahçe hortumu benzetmesi iyi bir metafordur.

Bozukluk nasıl doğmuştur?Bunda aile üyelerinin her birinin katkısı nedir, her biri bundan nasıl, ne ölçüde etkilenmekte ve ne türde tepki vermektedir.Aile bu sorunla kendi içinde nasıl baş etmektedir?Ne gibi savunma mekanizmaları kullanmaktadır?Aile ne tip de bir ailedir, aile yapısı ne durumdadır?Sorun aile yapısından mı kaynaklanmaktadır, yoksa sorun yüzünden mi aile yapısı değişmiştir?Ailenin terapistten beklentileri nelerdir ve bu beklentileri doğrultusunda terapiste nasıl davranmaktadırlar.

Terapistin bütün bunları doğru kestirip, ailedeki bozuk iletişime nasıl müdahale edeceğini, hastalığın tanısı, doğuş nedenleri, gidişi ve tedavide hangi yoldan giderek yaralı olunabileceğini saptayabilmesi için, her şeyden önce yansız bir tutumla, çok yönlü geniş açılı, sosyal ve psikolojik düşünce tipini benimsemesi gerekir.

 Aile görüşmelerinde; terapistin yansız tutumunu hiçbir zaman değiştirmemeye, kendisi ön plana çıkmayıp sadece konuşmanın canlılığını ve sürekliliğini sağlayarak aile üyeleri arasında sözel bir iletişimin kurulmasına yardımcı olma görevi vardır.Zira, nevrotik ailelerin çoğunda,  ya hiç konuşulmaz veya belli kalıplar içinde konuşulur yada iletişim yalancı bir mantık çerçevesinde sürdürülür.Bu bozuk iletişimin sağlıklı bir iletişime dönüştürülmesi tedavinin en önemli amaçlarından biridir. Bunun sağlanmasıyla bireylerin gerek kendilerinin, gerekse birbirlerinin sorunlarını daha iyi anlayarak görebilmeleri ve ortak soruna ortaklaşa bir çözüm bulmaları sağlanır.Yani kişinin ailesini veya evliliğini kullanabilmeleri sağlanır .

 Bunun için eşlerin pozitif bir havada zorluklarının konuşmalarına yardımcı olunur, yabancılaşan eşler veya üyeler tekrar sanki birbirleriyle tanıştırılır ve flört etmeleri sağlanır.Çocuklar dinlenir, konuşmalarına fırsat verilir, katılan herkesin görüşmelerden bir şeyler alması sağlanır ve   önemli olduklarının altı çizilir.Yani sistemin çalışmasının önündeki zorluklar kaldırılır.

Aile terapisi bağımlı aile yapılarında, çiftler arasında karmaşık ilişkiler bulunmasında, psikosomatik hastalıklarda uygundur.Dağılmış ve bölünmüş ailelerde aile terapisinin gereği yoktur.

 Aile terapisi sırasında, bazı üyelerin bireysel psikoterapi veya ilaç tedavisi görmesi de gerekebilir ve bu aile terapisine paralel olarak sürdürülür.Deneyimli bir terapistin elinde epey seçenek vardır, ancak aile tedavisi gerek niteliği gerek dinamizması ve çok yönlülüğü bakımından özel bir tedavi yöntemidir

İki ayrı aile sistemi içinde oluşmuş iki birey bir araya gelip yeni sistemi oluştururken, kendi geçmişlerinden getirdikleri çeşitli etkilenmeleri de sistemin içine taşımaktadırlar.Geçmişten taşınan nevrotik özelliklerin evlilikteki ikili kişiler arası etkileşim ve evlilik ortamında kendini patolojik özelliklerle sergilemesi her kültürde sık rastlanan bir olaydır.Özellikle farklı kültür kökenlerinden gelen kişilerin evliliğinde kısmen kültüre bağlı kısmen de kişisel özelliklere bağlı kimlik ve özdeşim çatışmaları görmekteyiz.Gelenekselden çağdaş yaşam biçimine geçiş süreci içindeki toplumlarda ise çatışmalar daha çetin geçer

Evliliklerde evrensel nitelikteki ortak bir konu da fizyolojik ve sosyal yaşam değişikliği dönemeçlerine bağlı olarak ortaya çıkan sorunlardır.Orta yaş bunalımları (kadında menopoz, erkekte orta yaş krizi), emeklilik, çocukların sorunları yada büyüyerek evden ayrılmaları, ailenin sosyoekonomik düzeyinin değişmesi, çiftlerden birinin iş veya sosyal konumundaki değişmeye diğerinin ayak uyduramaması gibi durumların yanı sıra, evlilik birliğine ihanet olayı da evlilik tedavisini gerektiren bozukluklara yol açmaktadır.

Cinsel ve üreme sorunları, kesin bir organik neden bulunmadıkça, çok büyük bir olasılıkla kişisel ve toplumsal sosyopsikolojik  nedenlerden kaynaklanırlar.

Evlilik ilişkilerindeki bozukluklarda da, aile tedavisinde kullanılan yöntemler kullanılır. Bunlar sadece evli çifti ele alan çift tedavisi olduğu kadar çocukların da zamanla seansa katılımı mümkündür.

Çift tedavilerinde özellikle üzerinde durmayı gerektiren konuların başında, çiftler arasındaki iletişim bozukluğu gelmektedir.İletişimin basit temel özelliklerinin çok önemli kişisel anlamları vardır.

1)İletişimsizlik mümkün değildir, yani bir başka insanın olduğu her yerde insan davranışının bir anlamı vardır.Kişinin bu noktada hiçbir mesaj vermemesi mümkün değildir.Kimseyle ilgilenmeden oturan bir adam kimseyle konuşmak istemediği mesajını vermektedir.İletişim yalnızca sözel değil duruş, mimik, ses tonunu da içeren bir bütündür.

2)İletişimin içeriksel yönü gibi ilişkileri tanımlayan yönü de vardır.Örneğin;Rica etsem kapıyı kapatabilir miydiniz sorusu ile; sana kaç kere kapıyı kapatmanı söyleyeceğim, sözünün ikisi de karşıdaki kişiye kapıyı kapatmasını söyler ancak iki durumda tanımlanan ilişkiler birbirinden farklıdır.

3)Noktalama; Bir dizi karşılıklı davranışta sebep ve sonucu ayırt etmek her zaman mümkün değildir.Örneğin kadın eşi eve geç geldiği için söylenir, erkek karısı söylendiği için eve geç gelir.Her ikisi de çatışma nedeni olarak birbirini suçlarlar, Bu tür durumlarda eşler arasında ki sürecin nerde noktalandığı belli değildir.

4)Dijital ve analojik iletişim; Dijital iletişim de mesajlar sözlü veya yazılı kelimeler halindedir. Analojik iletişim tüm sözel olmayan iletişim biçimlerini kapsar

 5)Simetrik ve tamamlayıcı etkileşim;Tüm ilişkiler değişik derecelerde simetrik ve tamamlayıcı olabilir.Simetrik etkileşim tarafların eşit düzeyde olduğunu gösterir. Tamamlayıcı etkileşim eşitsizlik temelinde ortaya çıkar.Örneğin, hizmetçi_ efendi ilişkisi tamamlayıcıdır.Evli eşlerin iletişimi simetrik yada tamamlayıcı veya bunların çeşitli derecelerinde olabilir.

      Psikiyatrik hastalıkların tedavisinde aile terapisinin yerinin ne olduğu konusunda farklı görüşler vardır.Tüm ruhsal sorunların bu bağlamda ele alınması yada yalnızca belli durumlarda, belli bozuklukların tedavisinde kullanılması konusunda farklı yaklaşımlar mevcuttur.Aile tedavisinin yeri muhtemelen bu iki yaklaşım arasında bir yerdedir.Aile tedavisini objektif biçimde değerlendirmeye yönelik araştırmalar ise giderek artmaktadır.Ancak özellikle ülkemizde oldukça yeni gelişen bu tedavinin yerinin ve sınırlarının objektif biçimde değerlendirilmesi için çalışmaya ve zamana ihtiyaç vardır.

                                                                                                                                                                                                                                                            Psikiyatr Dr. Orhan Çelik

       

                                                               

Yorumlar kapalı